DeviantART and Wacom are proud to present the second Intuos4 "Bring Your Vision To Life" contest! Open to all artists all over the world, we challenge you to show us your dreams and aspirations for the future. Get drawing!
Artist's Comments
Bored of winter...
missin' the summer times... DATCA Datça is a district, as well as the center town of that district, in Muğla Province of Turkey. It is situated midway through the Datça Peninsula, almost 100 km (62 mil) in length, following the ondulations of small bays and coves all along, and practically an island since it is connected to the mainland through an isthmus of only several hundred meters in width. At the very tip of the peninsula is the antique city of Knidos (at the locality called Tekir today). Both the town and the peninsula were called Reşadiye till recently, in honor of the penultimate Ottoman Sultan Mehmed V Reşad. Today, Reşadiye is the name of one of the quarters of the town along with Eski Datça (literally "Old Datça") and İskele ("the quay") quarters, each separated from the others by a distance of about a mile to form, taken as a whole, the town of Datça proper. Datça Peninsula is a prized location for tourists visiting Turkey, especially by sea, because of the beauty of its many coves and larger bays, which are favored ports of call for those undertaking the celebrated Blue Cruise along Turkey's spectacular southwest coast. Boats (usually gulets) depart either from Bodrum or Marmaris, or from Datça itself for these tours. The road from Marmaris to Datça is still a little bumpy, and winds along a fauna that gradually but strikingly changes from that of the mainland. The narrow isthmus after which the Datça peninsula starts is called Balıkaşıran (literally, where the fish could skip), in reference to the extremely short distance from one sea on the one side to the other sea on the other side. According to Herodotus, during the Persian invasions in 540 B.C., the Knidians had sought to dig a canal at this spot as a defensive measure and in order to transform their territory into an island. But an oracle was consulted who reportedly said "If the gods had so willed, they would have made your land an island. Do not pierce the isthmus." Whereupon they surrendered to the Persians. In Mesudiye, a small village by the coast, there is a jetty owned by community of Mesudiye, the official name of the bay is Hayıtbükü. Further away in the direction of Knidos, there is another village called Palamutbükü where a little pier allows boats to moore. Palamutbükü is a holiday village with a long beach. In former times, wine production was the main activity in this area. Datça has nine villages scattered along the outline of the peninsula. These are; Cumalı, Emecik, Hızırşah, Karaköy, Kızlan, Mesudiye, Sındı, Yakaköy, Yazıköy. Among these the village of Emecik is of interest for being founded by leprous outcasts of the society abandoned in these coasts by a Spanish galleon in the 17th century, who reportedly later recovered from their affection and founded the village. The physionomy of the inhabitants of this village is different than those of the other villages. Another point of note on the settlement pattern is that the locations chosen were never in the immediate coastline, but always at a mile or more's distance from the sea and at a relatively safe altitude on the slopes of a hill. The reason was the millenary scourge of the entire region that were the pirates, as advantaged by the intricate geology of shores of southwestern Turkey and of the many islands and islets that are its natural extensions, in an environment not unlike that of the Caribbean Sea. Pirates remained a grave security problem well until the beginning of the 20th century and during the weakening of the Ottoman Empire, the issue often necessitated foreign intervention. Today the inhabitants of Datça region no longer make their living out of piracy but by growing and selling olives, almonds, honey and garden fruits and vegetables, catering particularly to tourism. The almonds of Datça are particularly prized in the region. Apart from the traditional settlements, there are also a dozen recently constructed vacation villages in the peninsula. The balance between preserving the natural way of life and fauna and investing in large-scale infrastructures for the tourism industry is a vividly ongoing debate for Datça, as for the entire region of southwestern Turkey. The inhabitants of the Datça peninsula have shown themselves clearly opposed to gigantism and are in favor of developing the tourism potential of the region through family pensions and inns and small hotels well integrated into their environment, while Ankara approaches the debate in mere foreign exchange entry terms, as exemplified by a recent controversial statement by the Minister of Tourism, "Are we going to pickle the bays and coves?". In Turkish literature, Datça is associated with the poet and the accomplished translator (notably of Shakespeare) Can Yücel who spent the last decades of his life in Datça and is also buried here. ~~~~~~~~~~~~~~ [link] ~~~~~~~~~~~~~~ DATÇA TARiHi Datça yarımadasındaki buluntuların M.Ö. 2000lere kadar uzanır. Bilinen ilk yerli halk Karyalılar'dır ve en parlak dönem Dorlar döneminde yaşar. Dorlar M.Ö. 1000 yıllarında Trakya üzerinden güneye inerek Yunanistan üzerinden bölgeye gelirler ve bugünkü Datça ilçe merkezinin 1.5 km kuzeydoğusundaki Burgaz mevkiinde Dor uygarlığının merkezi olan Knidosu kurarlar. M.Ö. 546da Lidya Devleti'nin Perslerin eline geçmesinin ardından Knidos ta Pers egemenliğine girmiştir. Knidos, ticari nedenlerle, M.Ö. 4. yüzyılda yarımadanın uç noktasına, bugünkü görkemli kalıntıların izlendiği yere taşınmıştır. Dorlar ve Romalılar yeni Knidosa çok sayıda tapınak yapmışlardır. Şehir Afrodit heykeli ile ünlenmiş. geç Roma ve erken Bizans döneminde tapınaklar yerlerini kiliselere bırakmış ve şehir nüfusu 70.000lere ulaşmıştır. Bizansın son dönemlerinde ise bir yandan depremler, diğer yanda korsan saldırıları ile güçsüz kalan kent tümüyle terkedilmiş; yarımada nüfusu ise binlere inmiştir. Yarımada üzerindeki yerleşimler 13. yüzyılda Menteşe Beyliği'ne bağlanmış, 15. yüzyılda ise Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmış ve adı Datça olmuştur. Son Osmanlı padişahlarından Sultan Reşat döneminde Datça ismi Reşadiye olmuş, Cumhuriyette ise tekrar Datçaya dönüştürülmüştür. 1928 yılında ilçe olan Datçanın ilk merkezi Reşadiye mahallesi olmuş, 1947de ise bugünkü yeri olan İskele mahallesine taşınmış. Datça Yarımadası bazı haritalarda hala Reşadiye Yarımadası olarak geçer. Ünlü matematikçi ve filozof Eudoxus, en iyi yontulmuş Çiplak Afrodit Heykelini yapan Heykeltıraş Praxiteles, Skopas, Bryaxis, Mısırdaki Alexandria Fenerinin mimarı Sostrates, Knidos'da yaşamışlardır. Afrodit heykelinin kaidesi, 8.000 kişilik tiyatro, güneş saati, Demeter Mabedi, 80 bin kişinin yaşadığı Knidos Antik Kenti kalıntılarındandır. Antik çağda çok ünlü olan, insanların onu görmek için çok uzaklardan geldiği Afrodit heykeli bugüne kadar bulunamamıştır. İlçede ayrıca, Hızırşah Köyünde Selçuklulardan kalma camii, seramik atölyelerinin kalıntıları, Reşadiye Mahallesinde Mehmet Ali Bey Konağı, Reşadiye Camii ile Emecik Köyünde tapınak kalıntıları, tarihten günümüze kalan kalıntıların bazılarıdır. Knidos Reşadiye Yarımadası'nın ucunda yeralmaktadır. Kazılarda tarihinin M.Ö VII.a kadar dayandığındığı anlaşılmıtır.Reşadiye Yarımadası'nda M.Ö IV. yüzyılda Kuzeydoğu'da yaşamışlar.Teselyo'dan gelenler güneye yerleşmişlerdir. Heredot'a göre Spartalılar Knidos'u bir koloni kenti olarak kabul etmişlerdir. Fakat zamanla güçlenmişler, Fenikeliler sayesinde denizcilikte çok ilerlemişler, tersaneler kurmuşlardır. Lydialıların saldırılarına karşı korunmak için Reşadiye Yarım Adası'nı karadan ayırmaya çalışmışlardır.Daha sonradan kazdıkça kaya çıkmıştır ve bu kayaların sertliğinden dolayı kazıları yavaşlamıştır.Bu olayın üstüne Pers saldırıları başlayınca tamamlayamamışlardır. Bu saldırılar sırasında Persler zarar vermemiş. Bu dönemde Knidos, şarap ihraç eden önemli merkezlerden biriydi. Daha sonra İskender'e boyun eğmişler.Fakat bu dönemle ilgili pek ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.Roma ile Seleukos kralı arasındaki savaşta Roma'nın tarafını tutmuş,Bergama'ya katılmışlardır. Bizans Dönemi'nde silik bir dönem geçirmişlerdir.Bir süre piskoposluk merkezi haline gelmiştir.Fakat M.S VII'te tamamen terk edilmiştir. Knidos tarihini aydınlatmak amaçlı yapılan ilk kazılar,İngiliz Charles Newton tarafından 1856-1858 yılları arasında yapılmıştır. Knidos çok önemli bir ticaret merkezi olması kadar bir kültür ve sanat merkezidir. Dönemin en ünlü helkeltraşları arasında yeralan Praxiteles'in yaptığı Knidos Aphrodite Tapınağı'nda bulunan Knidos Afroditi çok önemli bir sanat yapıtıdır. İon kentlerinin de katılmasıyla düzenlenen dini festivallerde sanatçılar hep Aphrodite'i ön planda tutmuşlardır. M.Ö 450 yılında Polynotos'un yaptığı duvar resimleri çok önemlidir.Gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulan ünlü Astronom Eudoxos da Knidos'ta yaşamıştır.İskenderiye Feneri'nin mimarı Sastratos da Knidos'ta yaşamıştır. Strabon, Knidos'un kıyı boyu ile önündeki adada kurulduğunu belirtir. Ada ile kara arasındaki deniz doldurularak,iki ayrı liman elde edilmiştir.Kuzeydeki küçük limana "Kuzey Liman" denilmiş ve askeri amaçla kullanılmıştır.Güneydeki liman ise ticaret amaçlı kullanılmıştır. Şu an bile liman ağzıdaki mendirek ile Kuzey Liman'daki kulenin kalıntıları bulunmaktadır. Knidos Hippodamos'un ızgara plan düzenine göre yapılanmıştır.Doğu-Batı doğrultusunda birbirine paralel dört geniş cadde, kuzey ve güney doğrultusundaki dik bir cadde ile kesişmiştir. Arazi konumuna uygun bir biçimdecadde ve sokaklar bazen merdiven, bazen de dik birbirlerini kesmişlerdir. Kuzey ve güney doğrultusundaki ilk caddenin batısnda agorası yer alır.Askeri liman kuzeyindeki agoranın iki tarafına sonraki devirlerde antik taşlardan yararlanılarak büyük bir kilise yapılmıştır.Kuzeye doğru,Dor Hexaopisine bağlı kentlerin her dört yılda bir festival düzenledikleri Apollon Karneisos Tapınağı'na ulaşılır.Dor üslubundaki tapınağın kuzeyinde yapılan kazılarda dikdörtgen planlı bir sunak bulunmuştur.Sunağın yeraldığı terasın arkasında ise Helenistik duvar işçiliğinin örneğini veren bir başka teras daha bulunmaktadır.Oturma kademelerini anımsatan basamakların da bulunduğu alanda 1972 yılında bir tapınak kalıntısı bulunmuştur. COĞRAFYASI Datça, coğrafi bölge olarak Ege Bölgesindedir. Dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Datça Yarımadası, eskiden Reşadiye Yarımadası, Muğla ilinde yer alan 80 km uzunluğunda dar bir yarımadadır. Gökova körfezi ile Hisarönü körfezini birbirinden ayırır. Akdeniz ile Ege Denizi'nin kesişme noktasındadır. Datça Yarımadasının en yüksek noktalarını Bozdağ (1174), Kalecik Dağı (881), Karadağ (786), Emecik Dağı (704), Yarık Dağı (615) gibi dağlar oluşturur. Arazinin % 66sı orman alanı, %18i seyrek çalılık ve kayalık olup sadece % 16sı tarım alanıdır. Kızlan Ovası, Burgaz Düzlüğü, Reşadiye Ovası ile kıyı düzlüklerinin en önemlilerinden olan Karaköy, Palamutbükü ve Mesudiye, ilçenin ovalarıdır. Yüzölçümü 446 km² olan yarımadanın 235 kmlik sahil bandı, dantel gibi büyüklü küçüklü 52 koyla bezenmiştir. Marmaris ile Datça sınırını teşkil eden Balıkaşıranda (Datçaya 64 km) kara genişliği, yöresel olarak "balık aşıran" denilen bölgede 1 kmye kadar inerken en geniş yeri 17 kmdir. Marmaristen Datçaya 70 kmlik bir karayolu ile ulaşılmaktadır. Yaz aylarında Datça-Bodrum arasında çalışan feribot seferleri ile Bodruma 2 saatte ulaşılmaktadır. Datçaya Milas-Bodrum ve Dalaman Havalimanları yoluyla yurtiçi ve yurtdışı hava ulaşımı sağlanmaktadır. Datça, tipik bir Akdeniz İklimi'ne sahiptir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Üç tarafı denizle çevrili Yarımadada yazın esen serin kuzey rüzgarları, kavurucu sıcakları yok eder. Nem oranı ortalama %58 olan Datçada yılın 300 günü güneşli geçer. Oksijen bakımından Dünya'nın ikinci, Türkiye'nin en zengin bölgesidir. Ünlü tarihçi Strabon'un bu konuda meşhur bir sözü vardır: "Tanrı yarattığı kulun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası'na bırakır." TURiZM Datça Yarımadası, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş olması dolayısıyla bozulmamış doğası, 235 km.lik sahil şeridi ve 52 koyu, zengin flora ve faunası, Knidos Antik Kenti ile gelecekte en önemli turizm merkezlerinden birisi olmaya adaydır. Eko turizm için geniş imkanlar mevcut olup, Bodrum ve Fethiye arasında yoğunlaşan Türkiye yat turizminin odaklandığı bir yer olarak önemli bir yer taşır. Öte yandan yörelerimizde tatillerini geçiren yerli ve yabancı turistler için trekking, sörf, yelken gibi doğa ve su sporlarının yapılabileceği ideal ortamlara sahiptir. Sürekli esen rüzgarı ile nemin hissedilmediği tatil imkanını sağlaması ve bol oksijeni dolayısıyla sağlık turizmi için de ideal bir yerdir. Turizm, ilçenin ekonomik hayatında son yıllarda hızla önem kazanmış ve halkın önemli gelir kaynakları arasında yer almaya başlamıştır. Bu olguya paralel olarak, ilçede konaklama imkanını arttıran tesislerin sayısının yıldan yıla hızla arttığı gözlenmektedir. Datça Yarımadası, Bodrum ve Marmaristen "Mavi Yolculuk" düzenleyen tekneler için oldukça önemli bir güzergah olmaktadır. Datça Limanına giriş-çıkış yapan tekneler arasında, Ege Adaları'ndan gelen tekne ve yatlar önemli bir yer tutar. Yunan adalarından, özellikle Rodos ve Sömbeki adalarından, ilçeye Cumartesi günleri teknelerle alışverişe gelen Yunanlılar, ilçeye döviz girdisi sağlamaktadırlar. Turizm sezonu dışında sürdürülen inşaat çalışmaları, kış aylarında tarımın yanında ekonomik hayatı canlı tutmaktadır. ~~~~~~~~~~ [link] ~~~~~~~~~~ |
Details
December 12, 2008
2.0 MB 130 KB 600×800 StatisticsCamera Data
SONY
DSC-W80 10/4000 second F/10.0 10 mm 125 Jun 6, 2008, 4:06:08 PM |